Yazı Detayı
30 Ocak 2020 - Perşembe 10:48 Bu yazı 418 kez okundu
 
“24 OCAK CUMA SAAT 20:55”
Sedat YASAK
 
 

Yorucu ve yoğun bir haftayı geride bırakan Elazığ, havanın da soğuk olması nedeniyle evine kapanmıştı. Kimi yemeklerini yemiş çaylarını yudumluyordu, kimi ekran karşısındaydı, kimi misafirlikte, kimi kahvede, kimi banyoda, kimi de mutfaktaydı… Günlerden Cumaydı ve dışarıda şiddetli bir ayaz vardı.

Kardeşim Vedat, İskenderun’dan Diyarbakır’a gelmiş, ablamlarda birkaç gün kaldıktan sonra da Cuma sabahı ablam, eniştem ve yeğenimle birlikte bize gelmişlerdi.

Cuma günü çalıştığım için onlarla ancak akşam görüşme ve hasret giderme şansım oldu. Dolaysıyla biz de yemek faslını bitirmiş, çaylarımızı yudumluyorduk. Sohbet derin, keyifler yerindeydi. Konu, yaklaşık bir ay evvel kaybettiğimiz babamdı ve nostaljik bir gezintiyle babamın anılarından bahsediyorduk.

Önce bir gürültü koptu, sonra da evin tüm duvarları birbirine doğru hareket etmeye başladı. Korkuyla ayağa kalktık ve koridorda toplandık. Bağırış çağırış, salavat ve şahadetler eşliğinde birbirimize sarılıp sarsıntının durmasını bekledik. Ama sarsıntı durmak bilmiyordu bir türlü...

Bir ara durur gibi oldu sonra tekrar başladı. Bu kez ileriye doğru değil yana doğru sallanmaya, yatmaya başladı bina. Ayakta durmakta zorluk çekiyorduk. Eşyalar devrildi, kapılar açıldı, kanepeler hareket etti, bardak ve çanaklar düştü…

Hayatımızın en zor 40 saniyesiydi. Bu 40 saniyede bazı hayatlar bitti, bazı ticari işletmeler zarara uğradı, bazı insanlar kalıcı hasar gördü…

Sarsıntı durunca toparlanıp aşağı inmeye çalıştık. Apartman merdivenlerinde inanılmaz bir yoğunluk vardı. Sarsıntıyla zarar gören merdivenlere binen yükün, yeni bir faciaya sebebiyet vermesini istemediğim için, bir müddet daha bekledim. Sonra arabanın anahtarını, cep telefonumu ve cüzdanımı alıp ailemle birlikte aşağı indik…

Aşağıda ise bambaşka bir manzara vardı. Ağlayanlar, sinir krizi geçirenler, birbirlerine sarılanlar, şoka girenler… Tablo dehşet vericiydi…

Kendimizi arabaya zor attık. Arabayı çalıştırıp, soğuktan ve şoktan titreyen bizimkileri ısıtmaya çalıştım. Diğer taraftan da telefonla depremin şiddetini ve merkez üssünü öğrenmeye çalışıyordum ama ne şebeke vardı ne de internet…

Herkes, özellikle de kızım titriyor ve ağlıyordu. Onu sakinleştirmem mümkün olmadı. Girdiği şokun etkisi öyle kolay kolay geçiştirilebilecek türden değildi çünkü. Vedat ve eniştemle birlikte soğukkanlı görünmeye çalışıyorduk ama…

Birkaç dakika sonra İskenderun’da görev yapan üniversiteden yakın bir arkadaşım aradı. Depremin merkez üssünü ve şiddetini ondan öğrendim. 6.8’i duyunca dehşete düştüm. Bizim bulunduğumuz mahallede görünürde bir yıkıntı yoktu ama bu şiddette bir depremin mutlaka kalıcı hasarlar bırakacağını tahmin etmek çok da zor değildi. Özellikle Aksaray, Sanayi Mah, Karşıyaka, Salibaba semtlerinde yıkıntıların olabileceğini düşündüm.

Komşularla boş bir alanda ateş yakıp ısınmaya çalıştık. Bulabildiğimiz her türlü malzemeyi ateşe atıyorduk. Çalı, çırpı, tahta, poşet, karton… Vedat bir ağaçtan birkaç dal kopararak alevi harladı. Bir süre sonra alevler göğe yükselmeye başladı. İnanılmaz bir soğuk vardı. Önümüz ısınıyordu ama arkamız buz tutmuştu.

Gece yarısına kadar bizi hiçbir yetkili arayıp sormadı. Adeta kendi kaderimize terk edilmiştik. Oysa insan moral veren bir yetkili, sırtını sıvazlayacak bir güler yüz arıyor, bekliyordu. Kendimiz için olmasa bile, çocuklarımız için bir manevi sığınak bekledik ama…

Ara ara ambulansların kulakları yırtan çığlıklarını duyuyorduk. Sonra da kulaktan dolma bilgilerle yıkılan bina, ölü ve yaralı sayılarına ait doğrulanmayan haberler alıyorduk. Gelen her haber içimizi karartıyordu.

İlk sarsıntının ardından meydana gelen 5.4 ve 5.1’lik artçı sarsıntılar bizi evlere giremez hale getirdi. Ne yapacağımızı bilmiyorduk.

Ablam, Diyarbakır’a dönmeyi önerdi. Onların evi bahçeli, müstakil olduğu için kalmaya da uygundu. Teklifi başlangıçta kabul etmedim ama kızımın durumu beni korkutmuştu. Okullar ara tatildeydi. En azından ortalık yatışana kadar kızımın ablamlarda kalması sonradan daha mantıklı geldi bana ve 7 kişi arabaya tıkış tıkış sıkışıp, gece yarısından sonra Diyarbakır’a ablamlara doğru yola çıktık.

Mahalleden çıkıp anayola girince, depremin boyutlarını da görmüş olduk… Hele trafik inanılmazdı. Herkes şehirden kaçıyordu. Akaryakıt istasyonlarındaki kuyruk ve ana yollardaki trafik anlatılır gibi değildi. 20 km’lik Sivrice’ye, yaklaşık bir saatte ulaşabildik, Diyarbakır’a ise, sabaha doğru…

Yol boyunca ambulansların yoğunluğu, tanık olduğumuz manzara ve depreme dair gelen ilk bilgiler, korkutucu bir tabloyla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyordu.

Gezin Beldesinde ana yolun hemen yanı başında yerle bir olan binayı ve etrafında oluşan kalabalığı görünce ise, gözyaşlarımızı tutamadık…

Hafızalarda derin izler bırakan o geceyi hiçbir Elazığlı öyle kolay kolay unutamayacak. Rabbim, belleklerde kalıcı hasar bırakan bu dehşet gecesinin tekrarından ve beterinden korusun…

 
 
 
Etiketler: “24, OCAK, CUMA, SAAT, 20:55”,
Yorumlar
Ulusal Gazeteler
Bizim Gazete
Anketler
Yeni haber sitemizi nasıl buldunuz ?
Anketler
Sitemizin çalışmalarını nasıl buldunuz ?
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Trabzonspor
53
0
3
8
15
26
2
Başakşehir FK
53
0
3
8
15
26
3
Galatasaray
50
0
4
8
14
26
4
Sivasspor
49
0
5
7
14
26
5
Beşiktaş
44
0
8
5
13
26
6
Alanyaspor
43
0
7
7
12
26
7
Fenerbahçe
40
0
8
7
11
26
8
Göztepe
37
0
9
7
10
26
9
Gaziantep FK
32
0
10
8
8
26
10
Denizlispor
31
0
11
7
8
26
11
Antalyaspor
30
0
10
9
7
26
12
Gençlerbirliği
28
0
12
7
7
26
13
Kasımpaşa
26
0
14
5
7
26
14
Konyaspor
26
0
10
11
5
26
15
Yeni Malatyaspor
25
0
13
7
6
26
16
Çaykur Rizespor
25
0
15
4
7
26
17
MKE Ankaragücü
23
0
13
8
5
26
18
Kayserispor
22
0
14
7
5
26
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Haber Yazılımı