Yazı Detayı
25 Temmuz 2019 - Perşembe 11:16 Bu yazı 428 kez okundu
 
“ARTIK ÇOK GEÇ…”
Sedat YASAK
 
 

 

 

Yaşadığı hayal kırıklığını üzerinden atamamanın ağırlığı, zaman ilerledikçe içinde tarifi güç duygular uyandırıyordu. Kafası karışık, duyguları darmadağınıktı. Esra’sız bir hayatı düşündü…

Onun hayatındaki önemini biliyordu. Bu sebeple onsuz bir hayatı yaşamak şöyle dursun, bu ihtimalin varlığı bile, canını büsbütün sıkmaya yetiyordu. Daha fazla bu ihtimal üzerinde düşünüp üzülmek istemedi...

Hayatına devam edip etmemeyi geçirdi içinden… Gitmekle kalmak arasındaki o ince çizgide gidip geldi. Yaşanılacak her olumsuzlukta “gitmek” fikrinin kendinde oluşturduğu saplantıya daha fazla boyun eğmedi.

Rahatlamak istercesine mütemadiyen yürüdü ve soluğu sahilde aldı. Denizin yosun kokan serinliğini içine güçlüce çekti...

Aklına Mansuroğlu nun “Bir Lüzumsuz Adam”ı geldi. İlk defa o gün kendini bu hayat için gereksiz ve bu hayata yabancı buldu.

Denizin o uçsuz bucaksız maviliğinin görkemine daldı. Rüzgarın çıldırttığı dalgaların haykırışlarını dinledi, tatlı bir melodi gibi uzun uzun... Bir sigara yaktı ve derin düşüncelere daldı…

Hırçın dalgalar, yılların haykırışlarını dile getirircesine ve birikmiş hıncını alırcasına, büyük bir gürültüyle sahili dövüyordu. Martıların haykırışları, kaybolmuş bir şarkının melodilerini hatırlatır gibi içine işliyordu. Uzaklarda güçlükle beliren bir yük gemisinin ağır ağır ilerleyişine dalıp gitti…

Sigarasından son yudumu içine güçlüce çektikten sonra, izmariti denize attı ve kararlı adımlarla yürümeye başladı. Bekleyerek zaman kaybetmek istemedi. Esra’ya gidip, ondan özür dileyecek, onu tam kazanmışken kaybetmemek için tüm imkanları zorlayacaktı.

Evet, bunu yapacaktı. Adımlarını sıklaştırırken, bundan sonrasını düşünüp rahatlamaya çalıştı. Bu haleti ruhiye içerisinde yürüdü, yürüdü…

Çok geçmeden Esra’nın oturduğu apartmanın önünde buldu kendini. O vakit biraz durakladı. Yaşadığı çelişkilerle dolu düşüncelerin, onu aldığı karardan geri çevirmesine müsaade etmedi…

Karar vermenin azmiyle hızlı adımlarla merdivenleri adeta sıçrayarak çıktı.

Kapıya geldiğinde soluk soluğa kalmıştı. Bir an durakladı. Kapıyı çalıp çalmama konusunda yaşadığı kısa süreli tedirginlikten sonra kendini topladı ve “Aman be, inceldiği yerden kopsun. Yeter artık.”dedi ve zile kararlı bir hamleyle sonuna kadar bastı…

Artık ok yaydan çıkmıştı bir kere. Ne olacaksa olsundu. Saatlerdir içini kemirmeye başlayan “acaba” lar ve “keşke” lerden kurtulması gerektiğini biliyordu. Hayatı boyunca bu denli kararlı olmadığını hatırlayıp hayıflandı.

Kapıdaki birkaç saniyelik bekleyiş ve sessizlik delikanlıya saatler gibi geldi…

Çok geçmeden içeride bir hareketlenme olduğunu duyup kendine son kez çeki düzen verdi. Solgun dudaklarını silip, yorgun gözkapaklarını temizledi ve saçlarını son kez elleriyle düzelttikten sonra kapının açılmasını bekledi.

Az sonra kapı, bir kale kapısı edasıyla ağır ağır açıldı.

Saçı başı dağınık, yüzü solgun, avurtları çökmüş genç, esmer bir kadın belirdi kapının arkasında. Birkaç saniye kapıdaki adamı süzdükten sonra:

“Onu sen öldürdün, sen…” dedi, genç kadın tüm gücüyle bağırarak.

Sonra kapıyı genç adamın yüzüne kapatmak istedi ama delikanlı elleriyle karşı koyarak buna müsaade etmedi.

“Esra’ya ne oldu, söyle çabuk, ne oldu” dedi hışımla. Genç kadın elleriyle yüzünü örtüp ağlamaya başlayınca, delikanlı cevap beklemeden içeriye daldı.

Esra, salondaki kanepede hareketsiz bir şeklide boylu boyunca uzanmış yatıyordu. O güzelim yüzünde en ufak bir hayat belirtisi yoktu. İpeksi siyah saçları beyaz tenine dökülmüş, iri dolgun dudakları tüm ihtişamını yitirerek solmuştu.

Delikanlı titreyen parmaklarıyla Esra’nın yüzüne dokundu. Genç kadının soğumuş bedeni, içinde tarifi güç bir acı bıraktı. Ağlayıp ağlamamak, bağırıp bağırmamak arasında gidip geldi…

Basit bir tartışma bir ilişkiyi bitirmede ölçüt olmamalıydı, diye geçirdi içinden. Aşk öylesine hassas bir terazidir ki, kırgınlık ve hayal kırıklığı bu kefelerin ağırlığında müthiş rol oynar, bunu biliyordu.

Biliyordu bilmesine ama artık çok geç olduğunun da farkındaydı. Esra artık yoktu ve geri gelmeyecekti. Bunu biliyor olmak müthiş bir acıydı ve delikanlı bu acıyı bedeninin her zerresinde fazlasıyla hissediyordu…

Dayanamadı ve kendini genç kadının üzerine attı. Hıçkıra hıçkıra ağladı… Esra’nın soğumaya başlayan yüzünü öptü, kendisini mest eden o güzelim teninin kokusunu duymaya çalıştı…

Onu uyandırmak için var gücüyle sarstı, ama Esra, bir daha uyanamayacağı sonsuz bir uykunun kucağındaydı artık…

Sonra, genç adamın kulakları yırtan o çığlığı kapladı her yanı:

“Esraaaaaa!...”                                                                                                             

 
 
 
Etiketler: “ARTIK, ÇOK, GEÇ…”,
Yorumlar
Ulusal Gazeteler
Bizim Gazete
Anketler
Yeni haber sitemizi nasıl buldunuz ?
Anketler
Sitemizin çalışmalarını nasıl buldunuz ?
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Trabzonspor
53
0
3
8
15
26
2
Başakşehir FK
53
0
3
8
15
26
3
Galatasaray
50
0
4
8
14
26
4
Sivasspor
49
0
5
7
14
26
5
Beşiktaş
44
0
8
5
13
26
6
Alanyaspor
43
0
7
7
12
26
7
Fenerbahçe
40
0
8
7
11
26
8
Göztepe
37
0
9
7
10
26
9
Gaziantep FK
32
0
10
8
8
26
10
Denizlispor
31
0
11
7
8
26
11
Antalyaspor
30
0
10
9
7
26
12
Gençlerbirliği
28
0
12
7
7
26
13
Kasımpaşa
26
0
14
5
7
26
14
Konyaspor
26
0
10
11
5
26
15
Yeni Malatyaspor
25
0
13
7
6
26
16
Çaykur Rizespor
25
0
15
4
7
26
17
MKE Ankaragücü
23
0
13
8
5
26
18
Kayserispor
22
0
14
7
5
26
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Haber Yazılımı